İki kere iki her zaman dört etmez; çünkü kullanılan sayı sistemi değişirse, sonuç
da değişir. Hayatta da böyledir aslında. Herkesin baktığı yer, ölçtüğü değer, inandığı düzen farklıdır. Kimi için bir şey yanlıştır, kimi için aynı şey bir duruştur. Bu yüzden ben de bu satırlarda kimsenin doğrularını tartışmaya açmayacağım. Yalnızca kendi sistemimden, kendi penceremden, kendi doğrularımdan bahsedeceğim.
Mersin’in rüzgârı, bir zamanlar özellikle de maç günleri bir başka eserdi. Sahil
boyunca yankılanan bestelerle, kentin dört bir yanından yükselen “İdmanyurdu!” sesleriyle
şehir adeta nefes alırdı. O günler sadece bir maç günü değil, bir kimliğin yeniden hatırladığı günlerdi. Mersin İdmanyurdumuz sahaya çıktığında, o formayı giyen sadece on bir futbolcu değil; tribünleri dolduran binler olurdu. Bütün bir şehir koşardı onların ardından.
Bu hikâyenin temeli tamı tamına bir asırlık bir sevdaya dayanıyor. Zaferler, inişler, çıkışlar, borçlar, krizler… Hepsi bu büyük hikâyenin parçası. Ama mesele sadece tarih değildir; o tarihin bizde bıraktığı derin izlerdir. Ve o iz, bugün hâlâ yüreklerimizde taze bir yara gibi sızlıyor. Çünkü bu sevda sadece geçmişte yaşanmadı, bugün de her zorluğa rağmen
yaşamaya devam ediyor.
Bugün Mersin İdmanyurdumuz belki tarihinin en çetin günlerinden birinden geçiyor.
Sahadaki mücadele kadar, kulüp binasında, yönetim masasında, hatta tribünde ve taraftarın kalbinde de bir savaş var. Kimi zaman umutsuzluk çöküyor üzerimize “acaba bitti mi?” diyoruz. Ama sonra bir bakıyoruz, Kırmızı Şeytanlar hâlâ orada. Bir pankartta, bir tezahüratta, bir çocuğun elindeki bayrakta… Bizim sevdamızın sponsoru yok, menfaati yok. Bizim sevgimiz, bu şehrin onurudur.
Ve bu sevdanın içinde, adını sıkça duyduğunuz da bir ekip var: MİYONLİNE.
Onlar yalnızca bir multimedya ekibinden ibaret değil. Onlar, bu kulübün dijitaldeki sesi
olduğu kadar tribündeki nefesidir de. Maç günlerinde bayrak sallayan, beste söyleyen,
deplasmanda da takımının yanında olan gönüllülerdir. Ama sadece tezahüratla değil; şehrin kalbine dokunan sosyal sorumluluk projeleriyle de bu kulübün değerini yaşatanlardır.
Mersin’de çocuklara Mersin İdmanyurdu’nu sevdirmekten, ihtiyaç sahiplerine destek olmaya kadar attıkları her adım “Mersin İdmanyurdu sadece futbol kulübü değildir” sözünü kanıtlamaktadır.
MİYONLİNE, bir ekranın ötesinde; bir duruş, bir bilinç, bir aidiyet biçimidir. Onların
emeği, alın teriyle yoğrulmuş bir vefa hikâyesidir. Bugün bu şehirde hâlâ Mersin İdmanyurdu konuşuluyorsa, bunda MİYONLİNE’nin emeği ve sarsılmaz inancı vardır.
Evet, karşımıza çıkan tablo kolay değil. Borçlar kabarmış, yönetimler değişmiş,
altyapı ihmal edilmiş. Kimi zaman futbolcuların, kimi zaman yöneticilerin motivasyonu sorgulanır hâle gelmiş olabilir. Ancak bir şey hiç değişmedi: bu şehrin takımına olan sevgisi.
Mersin İdmanyurdu sadece bir futbol kulübü değil; bu şehrin hafızası, vicdanı ve ruhudur. Her mahallenin duvarında, her çocuğun hayalinde, her esnafın sohbetinde bu takımın adı vardır. Bugün tribünler sessizse, bu sevdanın bittiği anlamına gelmez; aksine, yeniden ayağa kalkmanın eşiğinde olduğumuzu gösterir.
Yarın dediğimiz şey, bugünün inancından doğar. Bu yüzden bugün herkesin elini taşın
altına koyması gerekiyor. Yönetim, taraftar, futbolcu, medya, iş insanı, belediye… Herkes. Bu şehirde bir çocuk hâlâ “büyüyünce İdmanyurdu’nda oynayacağım” diyorsa, bu hikâye bitmemiş demektir. Mersin İdmanyurdu’nun yeniden ayağa kalkması için büyük vaatlere değil, samimi adımlara ihtiyaç var. Yönetim şeffaf olmalı, plan uzun vadeli kurulmalı, altyapı yeniden canlanmalı. Kentin tüm paydaşları bu kulübü yeniden ayağa kaldırmak için aynı masada buluşmalı. Ama en önemlisi, taraftarın umudu diri kalmalı. Çünkü bir kulübün gerçek sahibi her zaman taraftardır. Ve biz biliyoruz ki, Kırmızı Şeytanlar olduğu sürece bu takım asla sahipsiz kalmayacak.
Belki yorulduk, belki üzüldük, ama vazgeçmedik. Çünkü Mersin İdmanyurdu bir
futbol kulübünden fazlasıdır; Mersin’in ruhudur. Ve o ruh, her darbeden sonra biraz daha çelikleşmiştir. Gün gelecek o tribünler yeniden dolacak, besteler yeniden yükselecek, çocuklar yeniden kırmızı-lacivert formalarla koşacak. O gün geldiğinde herkes diyecek ki: “Bu şehir, kendi küllerinden doğdu.”
Ve biz, o gün orada olacağız. Çünkü biz Kırmızı Şeytanlarız. Bizim olduğumuz yerde umut hiç bitmez.
Ne diyorduk hatırla:
Biz buradayız, yine varız!
Biz Kırmızı Şeytanlar’ız!
